Posts

Showing posts with the label Türkiye

Eş Başkan Demirtaş'tan Cumhuriyet'e Mektup

Başka şans yok, ya HDP ve CHP ittifak yapacak, ya yapacak... "Zaten HDP, Cumhuriyet rejimine demokratikleştirerek sahip çıkan; ortak vatan yaklaşımıyla Türkiye’nin her santimetrekaresini sahiplenen, laikliği savunan, her türlü şiddete tereddütsüz karşı olan, ülkenin birliği içerisinde Kürt sorununun demokratik çözümü için mücadele eden; kadınların, inançların, yaşam tarzlarının özgürlüğünü savunan; emekten, emekçiden, üretenden yana ekonomik programı olan, altı milyon seçmenin desteğiyle parlamentonun ikinci büyük muhalefet grubuna sahip, meşru ve yasal bir partidir. " Mektubun tam metni bu linkte: Link .

Adalet İstiyorum - Nuriye ve Semih için, Demirtaş ve Yüksekdağ için, Soma'lılar İçin, Roboski'liler için, Mimar Sinan İçin...

Image
Nuriye and Semih must live...in freedom pic.twitter.com/EtRiPKYnCn #NuriyeAndSemihMustLive — emancipatedcity (@emancipatedcity) July 10, 2017 Bisiklet yazarak kendime güvenli bir balon oluşturma, Sovyetler'de yaşayan iktidar karşıtı bazılarının yaptığı gibi iç-sürgün yaşamak amacında değilim. Bir üniversite ve bir ilkokul hocası, Adalet'in birinci koşulu olan, "suçlu olduğu ispatlanana kadar suçsuzdur prensibini" yaşatmak, erk sahibinin gözüne sokmak için gözlerimizin önünde ölüyorlar. Adalet mitingi adaletsizliğe gözünü kapatarak şeytanın yolunda gitmeyen herkese biraz umut vermiş olabilir. Bu umudu bu genç insanların hayatını kurtarmak için kullanmak gerek. Ne yapabilirim bilemiyorum, fikri olan varsa bana ulaşssın lütfen. 5 Temmuz 1909 yılında oy hakkı arayan kadınların siyasi arenaya soktuğu açlık grevi suç değildir. Devlet'in vücutlarına sahip olan bu insanları hapsetmesi ve zorla beslemesi suçtur.

Koç Üniversitesinde Akademik Sansür

1900'lerin başında Buenos Aires ve Chicago kişibaşına gelirin en yüksek olduğu dünya şehirlerinden ikisi. 100 sene sonraki ayrışmanın en büyük etkenlerinden birinin eğitime verilen önem olduğunu okumuştum bir yerlerde. Eğitim ve akademik özgürlük olmadan ne demokrasi, ne ekonomik büyüme olur. Dün akademik özgürlüğün nerelere düştüğünü gösteren bir olaya şahit oldum. Koç Üniversitesi'nde yapılacak Latin Amerika ve Türkiye konulu bir sempozyuma kabul edilen bir makale daha sonra fazla siyasi olduğu gerekçesi ile sempozyumdan çekiliyor. İşin hem traji-komik hem de aynı anda durumu birebir özetleyen yanı makalenin tezinin "özgürlüklerin, yerel elitlerin ekonomik çıkarları ile hükümetin ekonomik projelerinin örtüştüğü zaman baskılanabileceği" olduğu. Tez'e şu adresten - tabi hala mahkeme kararı ile engellenmediyse- ulaşabilirsiniz: https://www.academia.edu/33678517/Elite_Interests_and_Media_Suppression Tez'in girişinden şu cümleyi tercüme ettim, Yasemin Han...

HAYIR'lı Cuma'lar, HAYIR'lı Yarınlar!

1 hafta kala Birbirimiz için, AK Parti'lisi, CHP'lisi, MHP'lisi, Alevi'si, Sünni'si, Ateist'i, Kadın'ı, Erkek'i, Trans'ı Lezbiyeni için, Bugün için Yarın için, HAYIR diyorum. Hayır'lı Cuma'lar, Hayır'lı Haftalar. Biz, birbirimiz için HAYIR diyoruz. pic.twitter.com/Dw0Sybw3BP — HDP (@HDPgenelmerkezi) April 5, 2017

Meclis Başkanvekili Pervin Buldan Gözaltında!

"Barış"'ın unutulan bir kelime olmasının üzerinden çok uzun süre geçti. Şimdi "Barış Umudu" da unutlanlar arasına yazılacak. Oy verdiğim partinin eş başkanlarından sonra Gazi Meclis'in Başkanvekili göz altında. Şiddetle kınamaktan başka ne yapacağımı bilmiyorum. Üzgün, kızgın ve umutsuzum... http://www.diken.com.tr/hdpli-pervin-buldan-gozaltina-alindi/

Kokuşmuş Ülkemizin Üzerine Çürük Çatısı Çökerken

Haziran 2015 seçimlerinin umudunun üzerine girdiğimiz yıkıcı süreç boyunca kafamda Shaekspeare'in Hamlet'deki "Danimarka ülkesinde kokuşmuş birşeyler var" sözü yankılanıyordu. "Türkiye'de kokuşmuş birşeyler var..." Son birkaç günde olanlar sonrasında kokan şeyin çürüyen toplumumuz olduğunu, yakın zamanda çatının hepimizin üzerine yıkılacağını iyice anladım. Kişisel tarihime not düşeyim, unutmayayım. Bu ülke 9 yaşında tecavüz'e uğramış bir kızı karp kırığından ve korkudan öldürdü, unutmayayım: http://www.diken.com.tr/cinsel-istismar-magduru-9-yasindaki-cocuk-kalp-krizinden-yasamini-yitirdi/ Bu ülkenin milletvekilleri küçük yaşta kızlara tecavüz edenleri, hayatı tecavüz mağdurlarına zindan ederek kurtarmak istediler. Ülke'nin Adalet Bakanı bu düzenleme tecavüz ile ilgili değildir diye bize yalan söyledi, unutmayayım: http://www.diken.com.tr/cinsel-istismara-dair-bilmeniz-gerekenler-9-soruda/ Adana'da 11 çocuk tahta çatılı, yanar h...

Kalleşler sırtından vururlar Cesurları

Arkada bıraktıklarına ve yaşamlarına saygımdan Hrant Dink'in ve Tahir Elçi'nin bedenlerinin son resimlerini koymayacağım buraya. Ancak gazetelerde görmüşssünüzdür, karşıdan esen karanlık rüzgarlara dimdik duran bu cesur ruhları ancak sırtlarından vurabilmişlerdir kalleş tetikçiler ve bunların kuklabaşıları. Yalan söylemeyeyim, Tahir Elçi'nin yaptıklarını ancak yaşamına kast ettiklerinden sonra okuyabiliyorum. Tıpkı o belalı Ocak ayında Hrant Dink'in ardından yazdıklarını okumaya ve onu anlamaya çalışmam gibi. O gün aklıma "Vurdular garibanı" cümlesi takılmıştı, bitirilmesi gereken bir yazı/hikaye/roman gibi hala ara ara aklıma gelmekteydi. Cumartesi günü Yiğit bana bu haberi verdiğinde yine aynı cümle yankılandı kafamda. Yakın zamanda baba olacağımdan biraz daha uzun dönemli bakmaya çalışıyorum olaylara. Aklıma lise yıllarım geliyor, Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanan gazeteciler, İnsan Hakları Derneğinde suikasta uğrayan Akın Birdal, Kardak Krizi...

İnadına değil, keyif ile HDP

Image
Selo Başkan'ın Boğaziçi Üniversitesindeki konuşmasından bir kesit: https://www.facebook.com/YDtvOnline/videos/10153235673006912/ İnadına değil, keyifle HDP!

Hala çocuklar ölüyor, biliyorsunuz değil mi?

Image
Yine ekmek almaya giden bir çocuğu kafasından vurdular. Biliyorsunuz değil mi? http://t24.com.tr/haber/diyarbakirda-oldurulen-helinin-babasi-kizimi-polisler-oldurdu,312719

Masakela - Güney Afrika - Soma - Gurbet - Ölüm ve Sevgi Üzerine

Image
Hugh Masakela'yı ve Coal Train şarkısını şans eseri televizyonda keşfettim. Güney Afrika'nın Apartheid rejimini ayakta tutan kömür madenlerinde çalışan, sevdiklerini yaşatmak için onları bir daha görmemek için onlardan ayrılanların hikayesini anlatıyor, Jazz-Afrika ritmleri-taklit seslerin birleşimi ile. Coğrafya, zaman değişiyor, acılar değişmiyor. Aklıma karıcığımı Almaya'da özlerken seyrettiğim ailesinden ayrılmış bir Nijer'li genç bir balıkçının belgeseli sırasında karaladığım şu satırlar geldi: Ne cok ozlemisim seni! Özlemin sanki: Mağralarda yankılanan martıların uğultusu, Ve Nijer'li balıkçı çocuğun burnunda, Unutayazdığı ana baba kokusu. Sokakta yaşayan Suriye'lileri, havaya uçurulan öğrencileri, uyurken katledilen polisleri, tezkere beklerken öldürülen erleri, bebeğine kavuşamadan öldürülen astsubayı düşünürken hep şu acılı düşünce geliyor aklıma. Analara çocuklarının, çocuklara babalarının, babalara doğdukları yerlerin kokusunu unutturuyo...

Yollarda Mızıka Çalmaya Giderken Yollara Leke Olanların Anısına

Image
Yaşasaydı eminim Suruç'ta olurdu Kazım Koyuncu. Korkarım ki Trabzon bayrağını taşıyan yoldaşının yanında kansere değil DEAŞ'a kurban verirdik onu bu sefer de. Yollarda mızıka çalacak çocukları vurduruyorlar, Güzel gözlü katırları vuruyorlar, sıra sahiplerine gelene kadar, Utanmadan bir de asayiş, düzen, devlet, millet laflarının arkasına sığınıyorlar. Utançlarından kaçacak delikleri yok, bağırdıkça unuturuz sanıyorlar. İnandıklarını inanç sistemi içinde korktukları başlarına gelir umarım. 3 sene önceden bir girdi: http://actoker.blogspot.com.tr/2012/08/hatayda-neler-oluyor.html 3 dünya savaşını çıkarttı sonunda büyük kumarbazın savaş çığırtkanları.

Umut Verin Onlara

Image
" Des Moines'de (Erzincan) ya da San Antonio'da (Adana) genç bir çocuk şu anda homoseksüel olduğunu fark ediyor. Anne baba'sının bunu fark ederlerse  onu evden atacaklarını, okul arkadaşlarının onu ezeceklerini, televizyondaki ahlakçıların kendi üzerlerine düşeni yapacaklarını biliyor. Ve önünde iki seçeneği kalıyor: İntahar ya da yalanla yaşamaya devam. Ama birgün o genç çocuk gazeteyi açıp San Fransisco'da (İstanbul'da) bir homoseksüel seçimi kazandı haberini okuduğunda iki yeni seçimi olacak: San Fransisco'ya (İstanbul'a) gelmek, ya da San Antonio'da (Adana'da) kalıp mücadele etmek! Seçildikten iki gün sonra genç bir sesten telefon aldım. Altoona, Pennslyvania (Pursaklar, Ankara) arıyordu. "Teşekkürler" dedi. Homoseksüel adayları seçmek zorundasınız! Seçmelisiniz ki bu çocuk gibiler, dünya için umut olduğunu bilebilsinler. Daha iyi bir yarın için umut olduğunu bilebilsinler. Umut olmadan bizler, sadece gayler değil, Si...

Plastik Kızak - Uğur Mumcu'nun Ardından

Image
11 yaşımda sömestr tatilini teyzemlerin bir başka suikast kurbanı Kennedy'nin ismini taşıyan cadde üzerindeki evlerinde geçiriyordum. Hava karlıydı ya da kar başladı başlayacaktı. İçimdeki kar sevgisi nedeniyle çok heyecanlıydım. Televizyon açıktı. Anneanne'min telefonda annem ile konuştuktan sonra dikkatimizin oraya çevrildiğini hatırlıyorum. O yıllara kadar aile masalarında dönen politika tartışmalarınını ne demek olduğunu pek idrak edememiştim doğal olarak. Televizyonda beliren yanmış arabanın, kara bulutların birkaç kilometre ötemde, yaşadığım ülkenin ve benim geleceğim için gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışan bir gazetecinin mezarı olduğunu anlamam bir kaç senemi aldı. Yıllar sonra babalarını o lanet günde kaybeden çocukların yazılarını okumaya, öldürülen o gazetecinin kendinden sonraya yalnızca kitaplar ve yazılar değil, pırıl pırıl çocuklar bıraktığını da fark etmeye başladım. Kaderlerimizin kesiştiği o kara gün hiç olmamış olsa, belki de Seğmenler parkında bera...

Bu iş zor Yonca

Image
Bu iş zor, çok zor Yonca, Çünkü bizler istemeyince, En çok bağıran en doğru sayılır, İnsanlar işitmeyince. Bu iş zor, çok zor Yonca, Çünkü bizler duymayınca. Birinin eli herkesin cebinde, İnsanlar umursamayınca. Bu iş zor Yonca, Çünkü insanlar yıllar boyunca, Hiç soru sormadan durur... Gündeme ilişkin en yerinde şarkı. Ne demişler: "Ars longa, vita brevis." Bülent Ortaçgil'e ve Yaşar'a selam.

Güç ve Hegemoni

Image
Zamanım olsa detaylı okumak istediğim iki düşünür var: Antonio Gramsci ( wiki link ) ve Michel Foucault ( wiki link ). Gramsci özellikle Faşist İtalya hapishane döneminde yazdığı günlüklerde kapitalist sistemin kültürel hegemoni kavramı ile nasıl yönetimi elinde tuttuğunu irdelemiş. Foucault ise ünlü Panopticon ( wiki link ) tasarımı üzerinden güç algısının nasıl yaratılıp devam ettirildiğini incelemiş. Son yıllarda özellikle Almanca konuşan entellektüel dünyada bu iki düşünürün Neo-Liberal Hegemonya'yı anlamak üzere kullanıldığını biliyorum. Türk akademisinde nasıl bir algı var bilemiyorum, ancak ülkede olanlar bu bakış açısıyla daha net anlaşılabilir diye düşünüyorum. Bir zamanların Beyaz Türk portali Ntvmsnbc'nin cumhuriyet mitinglerini sunuş biçimi ile başlayan, geçenlerde Da Vinci'nin ünlü çıplak resmini sansürlemesi ile ( link ) ayyuka çıkan, Türk hapisanelerindeki açlık grevini tamamen görmezden gelirken ana sayfaya Clint Eastwood'un kızının Obama'ya oy ...

Dört Kıta, Üç Ülke, Onlarca Şehir'de Aynı Nakarat

Image
Geçen Cumartesi bir aile büyüğünden şu kısa hikayeyi dinledim: Tanrı'ya şeytan ile insanı sormuşlar: İkisini de ben yarattım, Şeytan'dan değil İnsan'dan korkarım demiş. Şans eseri bir gün sonra yayınlanan Behzat Ç'nin yaratılanların en canisi, en vahşisi insanların ülkemizdeki vukuatlarından 80li yıllara denk gelenlerini konu etmişti. Kurtlar Vadisi, Yıldız Masalı, Kuzey Güney, Fatmagül'ün Suçu Ne gibi "gerçekçi" ve "değerli" dizilerin yapımcıları alınmasın ama Türk televizyonlarında belki de sinemalarında görmeye alışmadığımız gerçeklikte işkence görüntülerinin arasında insan doğasının vahşet kadar ayrılmaz parçası olan evlat sevgisi üzerinden ilerledi hikaye. Aklıma U2 İstanbul konseri sonrası blog'a eklediğim ve U2'nun beni en çok etkileyen şarkısı geldi: Kaybolanların Anneleri. Kaybolanlarin Anneleri U2 Geceyarisi, Ogullarimizi, kizlarimizi kopardilar aldilar bizden. Hala kalp atislarini duyariz, Kalp atislarini... ...

Savaş Ustaları

Image
Haddim olmayan, bilmediğim sularda spekülasyon yapıyor olacağım. Televizyon seyretmediğim için geceleri o kanal senin bu kanal benim dolaşan eski subayların belki de değindikleri noktaya değiniyor olacağım belki de. Radikal kaynaklı, gazetenin çatışmaya katılan uzman çavuş bir jandarma ile yaptığı röportajdan bir alıntı ( haber kaynağı ): "Bu esnada korucuların bulunduğu mevzilerden karakola yoğun bir ateş açıldığını gördük. Bize gelen ilk bilgiye göre, mevzilerden ateş açanların terörist değil, korucu olduğuydu. Fakat daha sonra öğrendik ki, korucular iki gün önce kendi mevzilerini bırakıp yukarıda bulunan üs bölgesine geçmişler.” Askeri bilgim olduğundan değil, düz bir mantıkla Şu sonuca varıyorum: kalesini savunmak için işbirliği yaptığı bir grubun yerini değiştirdiğini bir kaç gün sonra öğreniyorsa Türk ordusu, sorun bugünün, sorun Dağlıca'nın sorunu değildir. Sorun sistematiktir. Politika ve askeriye, her saldırıdan sonra gelen toplumsal omur ilik tepkilerinin öte...

Bir Sıfatın Önlenemez Yükselişi: "Keyifli"

Image
Özellikle ikinci grafiğe dikkat etmek gerek. İçinde keyif ve keyifli kelimesi bulunan haberlerin sayısını gösteren bir Google trends grafiği. Artık midemi bulandıran keyifli sıfatının son yılların bir ürünü olduğuna dair kanımı güçlendiriyor. Adını unuttuğum bir Türk müzik eleştirmeninin dediği gibi "hiç kimse iyi şeyler yapmak peşinde değil, herkes keyifli şeyler yapmak peşinde." Muhafazakar Şovenist Hedonist Cumhuriyetine hoşgeldiniz. Valerie Solanas ne güzel yazmış: Unable to relate or to love, the male must work. Females crave absorbing, emotionally satisfying, meaningful activity, but lacking the opportunity or ability for this, they prefer to idle and waste away their time in ways of their own choosing — sleeping, shopping, bowling, shooting pool, playing cards and other games, breeding, reading, walking around, daydreaming, eating, playing with themselves, popping pills, going to the movies, getting analyzed, traveling, raising dogs and cats, lolling about on the ...

Kardesimsin Hrant

Katillerin ve azmettiricilerin aramizda dolastigi bu acili günde izleyin, izlettirin:

Hepimiz Emenike'yiz ya da Türkiye'de Irkcilik Yoktur Vol. 7

Image
Okan Bayülgen son programinda Afrika'li futbol emekcisi Emenike'yi deri rengi yüzünden daha iyi bir hayat bulmak icin göcmek zorunda kalan diger Afrika'li kardeslerine benzeterek, bununla da yetinmeyerek Emenike'ye bir esya gibi "bu" diyerek hem Emenike'ye hem Afrikali göcmenlere igrenc irkci bir saldirida bulunmus. Olayin videosunu en asagidaki baglantidan seyredebilirsiniz. Her iki ucu da bildiginiz maddeye batmis bir soz etmis Okan Bayülgen. Deri rengi yüzünden isini yapan bir insani yaftalayip asagilamak degnegin bir yani. Yaftalarken kullandigi terim ise esasinda kafasindaki irkciligi  aciga cikaran diger bir diskili yani. Insan'in dogdugu kenti, topraklari, arkadaslarini, ailesini, evini, sevgilisini, cocuklarini onlara daha iyi bir hayat verebilmek icin terk etmesinde asagilanacak birsey olmadigi gibi, bu insanlari asagilamak goc yollarinda cok cileler ceken insanlarin acilarina duyarsizligi gösteriyor. Umarim biran önce bu saygisizliginin far...