Posts

Showing posts with the label doğu sorunu

Bir Gece Duvarı Yıkan Bir Panzer'in İki Çocuğunuzu Ezerek Öldürmesi

Image
Başlığı yazarken her harf kalbimi ayaklarının altına aldı. Ancak Silopi'de olan bu: Taniklara göre Polis alkollüydü: Silopi'de eve çarpan panzer iki çocuğu öldürdü Tam bu sırada Ülke'nin -güyya- ana muhalefet partisi Çölyak hastalığı ile mücadele ediyor, kurultay tartışmaları ile zaman öldürüyor: Çocuğunu gönül rahatlığı ile uykuya gönderemediğiniz yere vatan diyebilir misiniz? Ölen çocuklarının acısını hissetmediğiniz insanlarla %49 ruhu empatisi kurabilir misiniz? Benim için ana muhalefet partisi eş başkanları ve birçok milletvekili içeride olsa da hala HDP'dir: HDP basın açıklaması: Soruyoruz: İki çocuğu öldüren polisler sarhoş muydu?

Çocuklar öldürülürken hepimiz buradayız ulan!

Image
Yakın zamanda baba oluyorum. Çocukların sokaklarda, yüzdüğüm sahilde, hiç gitmediğim ülkem şehirlerinde, otogarlarda öldüğü/öldürüldüğü günlerde sessiz kalmam, seneler sonra bu satırları okuyacak kızımda "neden?" sorusu uyandırmasından korkuyorum. Kalbimi delip geçen Hürrem Sönmez (1) başlığındaki insan olmaktan korkuyorum açıkçası: Çocuklar öldürülürken hepiniz oradaydınız ulan! Evet buradayım. Silopi'de öldürülen Mehmet Mete'nin uzay zamanda bıraktığı son iz olan o ürkek bakışlı fotoğrafına bakıyor ve aynı anda üzüntü, çaresizlik ve öfke ile doluyorum: Sokak ortasında vurulan Taybet İnan'ın oğlu Mehmet İnan'nın tam metni aşağıda olan mektubunu okudukça kanım donuyor (2). İşi güvenliği sağlamak olan, bunun yerine ileride acısı bizlere daha büyük acılar yaşatacak psikolojik terörü halkına reva gören devlete, güvenlik güçlerine sinirleniyorum. Beyaz bayraklarla cenaze taşıyan bir gruba ateş açan zihniyeti anlamakta güçlük çekiyor, kahroluyorum (...

Amed'in Yanındayım

Image
Allah'ın Aslanı Esedullah timi duvarlarınıza yazılar yazıyor, sizi kendi kitabına göre ölümle cezalandırılacak dinsizlikle suçluyor. Dişine kan değdiği zaman bir öldürme makinesine dönen bir kurda benzeterek sizi ölümle tehdit ediyor. Evinizi ağır silahlarla tarıyor, öğretmenleri, doktorları bölgeden çekiyor.Senelerce köylere uyguladıkları zülmü bu sefer koskoca bir şehre uyguluyor. Buna dur diyen bir avukatının sokakta öldürülmesine en iyi ihtimalle göz yumuyor, en kötü ihtimalle ortak oluyor. Şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde hedef gösteriyor. Şehrin merkezine tank sokuyor: http://t24.com.tr/video/sura-giren-tankin-goruntuleri-ortaya-cikti,1495 Kanun benim diyerek kanunsuz bir şekilde insanların özgürlüklerini ellerinden alıyor: http://t24.com.tr/haber/figen-yuksekdag-diyarbakirdaki-hdp-grup-toplantisinda-konusuyor,320411 Konuyu anlamaya çalışanların kitapları toplatılıyor: http://t24.com.tr/haber/hosgeldin-12-eylul-kafasi-hasan-cemal-ve-tugc...

Kalleşler sırtından vururlar Cesurları

Arkada bıraktıklarına ve yaşamlarına saygımdan Hrant Dink'in ve Tahir Elçi'nin bedenlerinin son resimlerini koymayacağım buraya. Ancak gazetelerde görmüşssünüzdür, karşıdan esen karanlık rüzgarlara dimdik duran bu cesur ruhları ancak sırtlarından vurabilmişlerdir kalleş tetikçiler ve bunların kuklabaşıları. Yalan söylemeyeyim, Tahir Elçi'nin yaptıklarını ancak yaşamına kast ettiklerinden sonra okuyabiliyorum. Tıpkı o belalı Ocak ayında Hrant Dink'in ardından yazdıklarını okumaya ve onu anlamaya çalışmam gibi. O gün aklıma "Vurdular garibanı" cümlesi takılmıştı, bitirilmesi gereken bir yazı/hikaye/roman gibi hala ara ara aklıma gelmekteydi. Cumartesi günü Yiğit bana bu haberi verdiğinde yine aynı cümle yankılandı kafamda. Yakın zamanda baba olacağımdan biraz daha uzun dönemli bakmaya çalışıyorum olaylara. Aklıma lise yıllarım geliyor, Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanan gazeteciler, İnsan Hakları Derneğinde suikasta uğrayan Akın Birdal, Kardak Krizi...