Friday, February 05, 2010

The nerd in the kitchen



There has been some talk in the secular/humanist blogosphere about the need for bringing the two great "magisteria" of human culture, namely the arts and sciences closer in the 21st century. I am not sure how possible this will be, especially after the usurpation of scientific methods by racist/fascist ideologies in the first half of the 20th century and the the reactionary "post-modern" zeitgeist prevailing in the arts world.

What I know is possible is that an alternative set of two great "magisteria" can be brought together. I am talking about the culinary art and science. The French Chemist Hervé This has already taken few big steps in this direction.

It all started one day when he was preparing cheese suffle. The recipe told one should add 4 eggs one by one. The Chemist in him told him that putting all at one should not be a problem. In the end, his hastiness spoiled the suffle. As a scientist, he set out to discover the scientific explanations for such peculiar, yet effective steps in the recipes. He has written quite many book, explaining in detail what goes on chemically during day to day cooking activities. I got a hold of two books by him. I am so excited to read them, of course when I am done with my PhD...

But you can be sure that I will be even more of a nerd in the kitchen after I read them.

Thursday, February 04, 2010

Turkey to Europe's Rescue



The biggest farce in the modern history, Copenhagen, also showed how little strength Europe has in the international arena. French/American International Economics professor has published a piece in Project Syndicate, which describes my point about European-Turkish relations very nicely. He argues that Europe needs Turkey, in order to be heard once more in the international stage.

This article matches very well with this article published by Von Guy Verhofstadt, the leader of liberal wing in the European Parliament. He argued in his piece, again in the aftermath of Copenhagen, that Europe is bound to become the Switzerland of the world, if it continues on the track that it is going now.

Sunday, January 31, 2010

Besiktas Demiroreni Kovuyor!



Demokrasi'lerin sadece parlamento'dan ibaret oldugunu sanmak, daha dogrusu boyle oldugunu kitlelere empoze etmek, o kitleler uzerinde hegemonya kurmaya calisan yonetici sinifin bir yalanidir. Eger parlemento kitlelere acik degilse, ya da kitleleri temsil etmiyor ise kitlelerin ve kisilerin parlemento disinda haklarini aramalari onlarin temek insan haklarindan/odevlerinden biridir.

Nazi Almanya'sinin yikilisindan 20 yil sonra CDU ve SDP bir koalisyon kurarlar. 2. Dunya savasi sonra yapilan anayasada olagan ustu hal ile ilgili maddeler yoktur. Muttefiklerin baskisi ile bu koalisyon anayasaya ek yaparak olagan ustu hallerde anayasal haklarin -iletisim ve seyahat ozgurlugu gibi- kaldirilabilmesini saglamak ister. Buna parlementoda sadece liberaller (FDP) karsi cikar. Parlemento'da kendilerini temsil eden hickimseyi bulamayan ogrenciler Parlemento Disi Muhalefeti kurarlar. Anayasa degisikli yine de kabul edilir, ancak bugun tum dunyada Yesiller partileri var ise bunun nedeni iste bu Parlemento Disi Muhalefet'tir.

Yarin Besiktas kongresi var. Dun gece Antalya macini seyrederken geldi aklima bu konuyla ilgili yazmak. Seyrettigim yerde iki buyuk ekran var, bir yanda Besiktas-Antalya maci, bir yanda da Almanya Ikinci Ligi konferans yayini vardi. Oynadigimiz futbolumsu seyi Alman Ikinci Ligiyle karsilastirmali seyredince utandim. Yildirim Demiroren'in beceriksizliginden ote suursuzlugunun ve umursamazliginin simgesi olan Tabata'nin ayagina her top geldiginde ortasahada en yakindaki adama pas atip kacmasini gordukce midem bulandi. Sifo Mehmet'in takimini olmayan bir penaltiyla yendigimiz icin uzuldum.

Ama bunlardan hic biri yarin icine dusecegim karamsar durumla karsilastirlamayacak. Buyuk bir ihtimalle Yildirim Demiroren 3. defa baskan secilecek. Biz Besiktas'lilara da cevaplamalari gereken sorular kalacak. Ne yapmali?

Baskan saflarini cok iyi belirledi. Besiktas kongre uyelerinindir demek yuzsuzlugunde bulundu. Dovulmelerine seyirci kaldigi belki de dovdurdugu taraftarlarin kendisine kufur etmesinden dem vurup, taraftar kalitesini arttiracagiin vaat etti.

Ote yandan karsisindaki isim, eski bir Demiroren yoneticisi. Kimsenin tam aklina yatan bir isim degil. Durum cok vahim. Bu durumda yine soruyorum, ne yapmali?

Bence Besiktas'in orgutlu bir Kongre disi muhalefete ihtiyaci vardir. Maclari topluca terk etmek, klubun onunde oturme eylemi yapmak olsun cesitli yollarla bu Baskani yollamaktan baska yolu yoktur.

Yukaridaki pnakarti Alman Parlemento Disi Muhalfetinden aldim. 1962 yilinda Bonn'da yapilan gosteriye cagri pankartini degistirdim. Manasi:

"Besiktas Demiroreni Kovuyor!"

Friday, January 29, 2010

People are bown twins

Those who know me, are aware of my affection for everything French, my favorite being the French language. Those who have seen me during the cold 2010 Berlin days will have no problem with this photo proving that I have a lost French twin. Now I know why I love everything French. Engin saw this French guy in the photo in an U-Bahn station in Berlin last week:



My friend Seckin had a similar experience yesterday. He found out that his lost twin is the newly signed Galatasaray forward Dos Santos:



And for those who haven't had the pleasure of meeting Seckin, or the pain of meeting me, here is a picture of us, doing the Mc Hammer dance:

Monday, January 25, 2010

This is the chilling and disturbing truth...

A quote from the book "Nuremberg Diary," taken from a conversation with Gestapo Leader and Nazi Ceasar Hermann Göring, one of the most evil persons inhabitied this world:

Göring: Why, of course, the people don't want war. Why would some poor slob on a farm want to risk his life in a war when the best that he can get out of it is to come back to his farm in one piece. Naturally, the common people don't want war; neither in Russia nor in England nor in America, nor for that matter in Germany. That is understood. But, after all, it is the leaders of the country who determine the policy and it is always a simple matter to drag the people along, whether it is a democracy or a fascist dictatorship or a Parliament or a Communist dictatorship.

Gilbert: There is one difference. In a democracy, the people have some say in the matter through their elected representatives, and in the United States only Congress can declare wars.

Göring: Oh, that is all well and good, but, voice or no voice, the people can always be brought to the bidding of the leaders. That is easy. All you have to do is tell them they are being attacked and denounce the pacifists for lack of patriotism and exposing the country to danger. It works the same way in any country.

For the Turhish readers of my blog, here is a transcript:
Göring: Elbet de insanlar savasmak istemezler. Fakir bir ciftci neden savassin, yapabilecegi en iyi sey ciftligine saglam olarak donmekken? Dogal olarak vatandaslar savas istemezler, ne Rusya'da, ne Ingiltere'de, ne Amerika'da ne de Almanya'da. Bu bilinen birsey. O ulkenin liderleridir politikayi belirleyen, ve insanlari alip goturmek cok kolaydir, demokrasi olsun, fasist bir diktatorluk olsun, komunist bir diktatorluk olsun, parlemento olsun fark etmez.

Gilbert: Ama bir fark var. Demokrasilerde halk temsilcileri vasitasiyla bu konularda soz sahibidirler. Amerika'da sadece kongre savas ilan edebilir.

Göring:
Oh, cok guzel ve iyi birseydir bu. Soz haklari olsun ya da olmasin, halk her zaman liderlerinin dediklerini destekler hale getirilebilirler. Yapmaniz gereken tek sey saldiri altinda olduklarini soylemek, pasifistleri vatansever olmamakla ve ulkeyi tehlikeye atmak ile suclamaktir. Bütün ülkelerde calisir bu yöntem.

Sunday, January 24, 2010

Ocak sikintisi

Umarim 17 yil sonra, bugun Ugur Mumcu'nun adinin hicbir gazetede anilmamasindan duydugum utanci, bir 19 Ocak günü Hrant Dink'in adini goremedigim zaman yeniden duymam. Ne yazik ki korkum 17 yil boyunca "kol kirilir yen icinde kirilir" zihniyetinin hakim oldugu "yuksek" kesimlerin bu iki cinayetin de aydinlanmasina izin vermeyecegi, bu kesimlerin sindirdigi, ya da cikarlarina ortak ettigi basinin da toplum mühendisligine devam edip 19 Ocaklarda 24 Ocaklarda Brad Pitt ile Angelina Jolie'nin bosanmasi tarzi haberleri yayinlayacagidir.

Turkiye'nin iyiligini dusundugunu söyleyen herkes sonu nereye varacagini sorgulamadan bu cinayetlerin aydinlanmasini istemek zorundadir. Zira evlatlarini katleden bir devlet, devlet ana olamaz.

Tuesday, January 19, 2010

Hrant Dink'in Ardindan - Oyunlarinda bir piyon



12 Haziran 1963 günü arabasindan inip evine dogru yurumek isteyen Amerikali Ayrimcilik karsiti aktivist Medgar Evers tam kafasinin arkasindan vurulur. Missisipi'nin ilk siyah hukuk ogrencisi Evers'i Ku Klux Klan üyesi Byron De La Beckwith vurmustur. Beckwith birkac gün sonra yakalanir. Ancak tamamen beyazlardan olusan juri bir karara varamaz. Beckwith'in ceza almasi tam 31 yil ve 3 mahkeme süreci sürer.

22 yasindaki Bob Dylan ayni yil "Only a pawn in their game" - "Oyunlarinda sadece bir piyon" adli sarkiyi yazar.

Hrant Dink'in katlinin yildönümünda bu sarkiyi günümüz Türkiye'sine uyarlamak istiyorum. Dusuncelerimi daha güzen anlatan bir yazi bulamadim.

"Oyunlarinda Bir Piyon

Bir mermi doktu Hrant Dink'in kanini, kalabaligin arasindan gelen,
Bir parmak cekti tetigi, kendi adina,
Bir kabza saklandi kalabaligin arasina,
Bir el cakti kivilcimi,
Bir Adam'in beynine dogru,
Iki goz aldi nisani,
Ama suclayamaz kimse onu,
Cunku oyunlarinda,
Sadece bir piyondur O aslinda.

Bir politikaci nutuk atar fakir Anadolu evladina,
"Sikayet etmeyin, Ermenilerden daha fazlaniz var,
Onlardan daha iyisiniz, Türk kaniniz var!"
diye aciklar onlara.
Ve Ermeni'nin adi,
Acikca kullanilir,
Politikacinin cikari adina.
Politikacinin ünü artar zamanla,
Anadolu evladi fakirdir hala.
Ama suclayamaz kimse onu,
Cunku oyunlarinda,
Sadece bir piyondur aslinda.

Emniyet müdürleri, jandarmalar, valiler,
Alirlar maaslarini,
Polisler ve amirleri gibi,
Kullanilirken Anadolu evlatlari bir alet gibi.
Ögretilir okulunda ona,
En bastan bir kural gibi,
Kanunlar ondan yanadir,
Türk'lügünü korumak icin vardir,
Nefretini canli tutmalidir,
Mantigini ise karistirmamalidir.
Tüm bunlar icin suclanmamalidir,
Cunku oyunlarinda,
Sadece bir piyondur aslinda.

Gecekondusundaki catlaklardan bakarken sokaklara,
Uygun adimlar cinlar kafasinda.
Ögretirler ona:
Sürü icinde nasil yürünür ,
Arkasindan nasil vurulur biri,
Yumruklar sikili,
Nasil asilir ve linc edilir biri,
Pismanlik cekmeden nasil öldürülür...
Tasmasinda bir köpek gibi,
Adi yoktur aslinda,
Suclayamaz kimse onu,
Cunku oyunlarinda,
Sadece bir piyondur aslinda.

Bugun gömdüler Hrant Dink'i,
Bir kral gibi mezarina.
Bir gün gelecek,
Hrant'i vuranin mezarina,
Günes degil, gölge vuracak,
Ve okunacak mezartasinda:
"Büyük bir oynunda,
Sadece bir piyondu."
"

Amerika'da bile bazi cinayetlerin cezasini bulmasi 30 sene sürüyor, bu normaldir, sabirli olalim demek degil istedigim. Amerika'da ne oldugu beni ilgilendirmiyor. Ben ülkemde adaletin bir an önce yerini bulmasini istiyorum. Ugur Mumcular'in, Abdi Ipekci'lerin, Necip Hablemitoglu'larin adini unuttugum daha bir cogunun katilinin, azmettiricilerinin bir an önce bulunmasini istiyorum.

Devlet'imin cinayetleri cozmek yerine, cinayette azmettirici olanlari memur yaparak benimle dalga gecmesini istemiyorum. Bayragimin katilleri yuceltmek icin kullanilmasini istemiyorum. Kurtulus Savasi O Bayrak Ogün Samast'in eline oyuncak olsun diye verilmedi...