Wednesday, April 27, 2016

Steh Auf, Wenn du am Boden bist! - Bis Zum Bitteren Ende

Zwei Legenden  sind die letzte Woche gestorben... Ich möchte denen mit zwei Lieder huldigen. Ars Longa, Vita Brevis.



Wolfgang "Wölli" Rohde
9. Januar 1950 - † 25. April 2016


Prince Rogers Nelson
7. Juni 1958 - † 21. April 2016

Thursday, March 24, 2016

Five Foot Assassin


(November 20, 1970 – March 22, 2016

Rest in peace Five Foot Assassin...




Nina Simone Sings Dylan



I've been interested in Nina Simone's music lately after reading this article about this interesting artist:

http://www.nybooks.com/articles/2016/03/10/fierce-courage-nina-simone/

Trained to be a classical pianist, she was refused entry to conservatory in the segregated USA. When she was making money singing the blues, she interspersed Bach and Beethoven in popular tunes.

What she was really good at was being really honest about the rotten state of the country. Take this part from her song Missisipi Goddamn:

Oh but this whole country is full of lies
You're all gonna die and die like flies
I don't trust you any more
...
...
You don't have to live next to me
Just give me my equality
Everybody knows about Mississippi
Everybody knows about Alabama
Everybody knows about Mississippi Goddam

Still rings true...

My interest her gotten a new level after listening to her Dylan covers, which she takes to a whole different level...

Sunday, March 20, 2016

Historical Podcasts

Turkey is in turmoil. Rumors of explosions, actual explosions, politicians proclaiming truisms and nothing more, toxic political environment, political deadlock, inactive opposition... Just adds to the stress at our biggest project at the office.

In my daily commute, I find much needed solitude in listening to BBC4's excellent podcasts on history. I'd like to share three recent episodes that I really enjoyed for those of you who want an escape from the madness going on around us.


  • Rumi's Poetry: Mevlana in Turkish, Rumi is a household name in Turkey, but we are educated very poorly about his life or works. This podcast is a great introduction to a deep subject, and a fresh look at the fact that Islam is not a monolithic culture: http://www.bbc.co.uk/programmes/b06ztx2w
  • Haitian Revolution: The only example of a successful slave revolution is the Haitian Revolution. Also an example of how the international system can suffocate any deviating countries from the international norms via sanctions: http://www.bbc.co.uk/programmes/b04lsqgs 
  • Mayan Civilization: I was amazed to learn that the meaning of Mayan Civilization is similar to the meaning of European civilization. It is used for a wide range of languages, states and customs. Also how much more we can still learn about the ancient Mayans is amazing. Finally, without large pastures needed for cattle and similar animals, the city planning takes a whole different form. Very interesting indeed: http://www.bbc.co.uk/programmes/b072n5x3

Monday, February 29, 2016

Anlamsızca Sevinmek


Ezeli Rakibimiz'i Amedspor maçında açtığı bu pankart için tebrik ederim.

Bugün kazanacağımız maçın, atacağımız gollerin bir tanesi bile ölen çocukların kılı kadar değerli değil.

Ancak anlamların yıkıldığı, hızla öğütülüp bulamaç halinde önümüze sunulduğu günümüz dünyasında çocukların umut dolması, gözü dönmüş büyüklerin içlerindeki çocuğa dokunması, üzerinde hiçbir etkin olmayan olayların hayatında yarattığı üzüntü ve hayal kırıklığına inat, yine üzerinde hiçbir etkin olmayan olaylara sevinmen için güzel bir şey futbol.

Bu vesile ile,

Geçmişin üstüne,
Çekelim bir sünger,
Ama son kez...


Thursday, February 18, 2016

Ana-KARA





Google Earth çıkmadan önce, Amerika'daki yurt odamda Ankara'lı dostum Gökhan ile beyaz kağıtlara Ankara haritaları çizer, geçmişe ve Ankara'ya özlemimizi giderirdik.

Bu haritaların merkezinde her zaman Meclis olurdu, solu Kızılay, sağı Tunalı, Çankaya. Eskişehir yolu Odtü'den -ve Gökhan'ın evinden- Atatürk Bulvarına Meclisin önünde bağlanırdı.

Çok şehirli bir Metropolis İstanbul için bir karşılığı yok ama Ankara'nın daha merkezi, daha orta bir yeri yoktur Meclis'ten gayrı. Tüm dolmuşlar ve otobüsler ne yapar ne eder Kızılay'a çıkarlar. Bu nedenle kaybolmak imkansızdır Ankara'da.


Her yolun çıktığı bu merkezi nokta Devlet'in - her ne kadar Beştepe diye uydurdukları bir yere kaydırmak isteseler de- tam manası ile kalbidir. Holzmeister'in muhteşem Meclis yerleşkesinin karşısındaki mahallenin adı Bakanlıklar, yan caddesinin ismi Güvenlik Caddesidir. Genel Kurmay ve tüm kuvvet komutanlıkları yan yana dizilmiştir.

İşte dün çocukluğumun ve ailemin şehri Ankara'nın kalbine, hükümeti ile ters düşsem, geçmişinde gurur duyduğum kadar utandığım bir çok eylemi olan vatandaşı olduğum Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin beynine vurdular hançeri.

Hem de öyle bir hançer ki, bugün böyle vurduysam hançeri, yarın istediğim heryere vurabilirim yazıyordu üstünde...

Akşam evlerinde çocuklarını sevmeye gidecek babaları ve anneleri öldürdüler yine. Babasının ya da annesinin bir daha gelmeyeceğini anlaması seneler alacak, acılar çekecek bebekler çocuklar bıraktılar geride.

Lanet olsun bizi bu kan ve acı sarmalına sokan ve topacı tüm hızıyla döndüren herkese.

Reyhanlı'da lanet okuyan resimdeki anne'nin feryadı duyulmadıkça, aldığım kararlar istemeden de olsa bu feryada sebep olmuş olabilir mi diye sormadıkça daha çok hançerler yiyeceğiz. 

Tuesday, February 09, 2016

Çocuklar öldürülürken hepimiz buradayız ulan!

Yakın zamanda baba oluyorum. Çocukların sokaklarda, yüzdüğüm sahilde, hiç gitmediğim ülkem şehirlerinde, otogarlarda öldüğü/öldürüldüğü günlerde sessiz kalmam, seneler sonra bu satırları okuyacak kızımda "neden?" sorusu uyandırmasından korkuyorum.

Kalbimi delip geçen Hürrem Sönmez (1) başlığındaki insan olmaktan korkuyorum açıkçası:

Çocuklar öldürülürken hepiniz oradaydınız ulan!

Evet buradayım.

Silopi'de öldürülen Mehmet Mete'nin uzay zamanda bıraktığı son iz olan o ürkek bakışlı fotoğrafına bakıyor ve aynı anda üzüntü, çaresizlik ve öfke ile doluyorum:



Sokak ortasında vurulan Taybet İnan'ın oğlu Mehmet İnan'nın tam metni aşağıda olan mektubunu okudukça kanım donuyor (2). İşi güvenliği sağlamak olan, bunun yerine ileride acısı bizlere daha büyük acılar yaşatacak psikolojik terörü halkına reva gören devlete, güvenlik güçlerine sinirleniyorum.

Beyaz bayraklarla cenaze taşıyan bir gruba ateş açan zihniyeti anlamakta güçlük çekiyor, kahroluyorum (3):



Bütün bunlar olurken günlük işlerime gömülmüş, ülkemin doğusunda savaş yokmuş gibi yaşıyorum. Zira bütün bu sıkıntılarımı, öfkemi, çözüm önerimi kanalize edebileceğim bir politik ya da sosyolojik kanal kalmamış durumda.

HDP kendine savaş ilan etmiş bu zalim iktidar karşısında diğer muhalefet partilerinden destek bulamadığı için savaş çığırtkanları karşısında yenilmeye mahkum olan barış söylemini ilerletemiyor.

CHP dışarıda vandallar şehirleri yağmalarken içeride -biraz klişe olacak- toplu iğne başındaki melek sayısını tartışan manastır keşişleri gibi gerçeklikten kopuk tartışmalar ile siyasi benzin yakıyor.

Velhasılkelam, kızım, çocuklar ölür/öldürülürken annen ve baban ne yapacaklarını bilmeden üzülüyor, kahroluyor ve öfkeleniyorlar...

Kaynaklar:


Mehmet İnan'ın Mektubu:

"Annem ilk vurulduğunda haber verdiler, koştuk. Biz daha varmadan amcam gitmek istemiş, onu da vurmuşlar.

Gittiğimde amcamı taşıyordu komşular. 'Annem?' dedim, 'Sokakta kaldı.' dediler.

Ben gitmek istedim, tuttular; ağladım, ağladım, ağladım. Annem sokağın ortasında kaldı öylece. Önce belli belirsiz kıpırdıyordu, sonra saatler geçtikçe hareketleri azaldı. Kimi aramadık ki? Vekilleri, kaymakamı, valiyi.

Dedik çeksinler şu kargaları, öldü ölmesine de, cenazemizi alalım.

Annem ne hissetti acaba? Canı çok, yanmıştır.

Bize sevgi nedir hiç dile getirmezdi, ama bir sarılması vardı, dünyaya değerdi. Binlerce söz gelse anlatamazdı o sevgiyi.

Annem tam tamına yedi gün sokakta kaldı. Hiçbirimiz uyuyamadık köpekler gelir, kuşlar konar diye. O orada yattı, biz 150 metre ilerisinde öldük.

Bir insan bir insana ne kadar acı çektirebilirse, devlet bize yedi gün bunu yaptı.

Tam yedi gün annemizin cenazesi sokak ortasında kaldı. İnsan çok iyi olamıyor, insan kalamıyor.

Annemin elleri kaskatı olmuş ve öyle sıkmış ki eşarbını belli ki canı hayli acımış. Öptüm ellerinden helal et hakkını diye.

Ama kanı kurumuş annemin, elleri, yüzü ki, yüzü düşerken toprak olmuş, elbiseleri kandan ıslanmış, sonra da kurumuş, sonra taş olmuş annemin.

Kokusu gitmiş, toprak ve kan kokuyor annem. Saçları sertleşmiş, kirlenmiş.

Gözleri açık kalmış annemin, yüzü eve dönük, ayakları toplanmış; bir takat gelsin diye belli ki çabalamış.

Siz benim annemi öldürdünüz.

Çocuklarınız var mı, bilmiyorum. Sizin yoksa bile sahiplerinizin var. Nasıl bir acı demeyeceğim, zira ağır.

Yedi gün benim annem, yedi gün kara kış soğuğunda kaldı. En acısı, kaç saat yaralı kaldı bilememek.

Keşke diyorum hemen ölmüş olsa.

Siz benim annemi öldürdünüz."