Saturday, January 24, 2015

Plastik Kızak - Uğur Mumcu'nun Ardından


11 yaşımda sömestr tatilini teyzemlerin bir başka suikast kurbanı Kennedy'nin ismini taşıyan cadde üzerindeki evlerinde geçiriyordum. Hava karlıydı ya da kar başladı başlayacaktı. İçimdeki kar sevgisi nedeniyle çok heyecanlıydım. Televizyon açıktı. Anneanne'min telefonda annem ile konuştuktan sonra dikkatimizin oraya çevrildiğini hatırlıyorum.

O yıllara kadar aile masalarında dönen politika tartışmalarınını ne demek olduğunu pek idrak edememiştim doğal olarak. Televizyonda beliren yanmış arabanın, kara bulutların birkaç kilometre ötemde, yaşadığım ülkenin ve benim geleceğim için gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışan bir gazetecinin mezarı olduğunu anlamam bir kaç senemi aldı.

Yıllar sonra babalarını o lanet günde kaybeden çocukların yazılarını okumaya, öldürülen o gazetecinin kendinden sonraya yalnızca kitaplar ve yazılar değil, pırıl pırıl çocuklar bıraktığını da fark etmeye başladım.

Kaderlerimizin kesiştiği o kara gün hiç olmamış olsa, belki de Seğmenler parkında beraber -plastik torba ile- kızak kayacağımız çocuklar...

Monday, January 19, 2015

Vurdular garibanı...

2007 yılında Berlin'de, Anadolu'yu binlerce yıllık vatandaşlarından ayıran siyasi iktidarın ele başlarından birnin - Mehmed Talat- , o halkın canı yanmış bir üyesince - Soğomon Tehliryan - vurulduğu sokağa - Hardenbergstrasse - bakan bir pencere önünde almıştım kardeşim(iz) Hrant'ın kalleşçe vurulduğu haberini. Kalbime derin bir sızı, kafama da "vurdular garibanı..." sözü saplandı. 8 senedir çıkmıyor aklımdan ve kalbimden bu cümle ve sızı

Wednesday, January 14, 2015

Midnight Blues

Just one midnight feeling:

Detail from Villa Romana del Casale (link)
So we go inside and we gravely read the stones
all those people all those lives
where are they now?
With the loves and hates
and passions just like mine
they were born
And then they lived and then they died
seems so unfair
and I want to cry




Wednesday, January 07, 2015

Hiçbir yerde güvende olamamak

23 yaşına kadar sorgulamadan yetiştiğim kültürün tanıdığı Tanrı'ya inanıyordum. 2006 yılında okuduğum ülkede gerçekleşen muazzam derecede korkunç bir olay (https://en.wikipedia.org/wiki/Amish_school_shooting)  sonrası Teodezik bir sarmala yakalanıp, - Tanrı'nın varlığında kötülüğü nedenselleştirme sorunsalı (https://en.wikipedia.org/wiki/Theodicy)- tektanrılı, çok tanrılı, tanrısız dinleri araştırma gereği hissettim.

Üzerine yazılar yazdığım Battlestar Galactica dizisinin gerçekçi kurgusundan etkilenerek şu soruyu sordum: tanrı'nın tek olduğunu kim söylüyor? Bu soruya beni tatmin eden tek cevap olarak: "tek tanrı olduğunu iddiaa eden tanrının kendisi" cevabını bulabildiğim için tanrı ya da tanrıları kişisel metafizik açıklamalarımın dışına çıkardım.

O yıllarda pek bir ün kazanan "Yeni Ateizm" dalgasına bir ara kapılarak dinleri insan tarihinde kötücül bir araç olarak görsem de, son yıllarda özellikle Kirkegaard ve Nietzsche arasındaki bağ ile ilgili yazılar okuduktan sonra, dinlerin benim sorduğum sorulara verilen başka bir yanıt olduğu kanısına vardım.

Ait olduğum kültürün egemen dini İslam'dan çıkmadan önce elbet de bir sorgulama dönemim oldu. Bu dönemde beni en çok rahatlatan şey ne gariptir ki Kuran-ı Kerim'in en önemli surelerinden biri oldu. Bakara Suresi'nin 6 ayetinden itibaren şöyle deniyordu:

6 - Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar.
7 - Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.
8 - İnsanlardan, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık" diyenler de vardır.
9 - Bunlar Allah'ı ve mü'minleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir.

Gerçekten inanmıyorken inanıyor gibi yapmak, kalbi ve kulakları Allah tarafından mühürlenmiş biri olarak Allah'a inanmamaktan daha kötüydü kitapta yazanlara göre.

Kalpleri ve kulakları Allah tarafından mühürlenmiş 12 mizahçıyı katleden bu insanlığın kara lekelerini düşünür, Paris'in orta yerinde sevdiklerinin yüreklerine ateş olarak düşen bu mizahçılara üzülürken aklıma bu ayetler geldi.

Başları sağolsun ve ne yazık ki korkarak söylüyorum ama sonumuz benzemesin.

Monday, January 05, 2015

Büyümez ölü çocuklar - İyi Ki Doğdun Berkin



Hiroshima'da saçları yana yana ölen küçük kız çocukları için Nazım Hikmet Küçük Kız şiirini. Bugün doğumgününü kutlayamayan Berkin için de yazmış olabilirdi pek ala. Çünkü -benim de sizin de içinde olduğunuz- bu düzen, çocuk cesetleri üzerine kurulu lanet bir düzen.

İstanbul'da öleli
oluyor bir yıl kadar.
15 yaşında bir oğlanım,
büyümez ölü çocuklar.

 

Tuesday, December 16, 2014

16 Aralık - Çarşı Açıklama


Ülkesini seven herkesin ülkesinde olanlardan rahatsız ise bu rahatsızlığını sandığı beklemeden sokaklarda göstermesi haktan öte bir görevdir. Ben de oradaydım. Bizleri Hilton'un bahçesine böcekler gibi sıkıştırıp üzerimize gaz sıkarken en önde Çarşı vardı. Vatan-daş olmanın anlamını kavrayan herkes bugün başlayan bu dava sürecinde Çarşı'nın arkasında olmalı. 

Friday, November 28, 2014

Frogs in a pot of boiling water ... Apocalypse Now

Great books inspire great movies such as Heart of Darkness and Apocalypse Now. It is also sometimes the case that great songs inspire great movies, such as the case of Dead Flag Blues and 28 Days Later:




"
the government is corrupt
and we're on so many drugs
with the radio on and the curtains drawn

we're trapped in the belly of this horrible machine
and the machine is bleeding to death"

Sounds very contemporary, doesn't it?

I am reading a thrilling futurology of a book written in 1924. Still untranslated into English, Berge Meere und Giganten retells the history of the world from 1900s to 3000s. Genetically modified organisms, technologies crashing traditional industries, global warming, internet... It's all there. I am still amazed that this gem hasn't been made into to a movie. But considering the dismal state of cinema these days, maybe this is a good thing.