Tuesday, February 09, 2016

Çocuklar öldürülürken hepimiz buradayız ulan!

Yakın zamanda baba oluyorum. Çocukların sokaklarda, yüzdüğüm sahilde, hiç gitmediğim ülkem şehirlerinde, otogarlarda öldüğü/öldürüldüğü günlerde sessiz kalmam, seneler sonra bu satırları okuyacak kızımda "neden?" sorusu uyandırmasından korkuyorum.

Kalbimi delip geçen Hürrem Sönmez (1) başlığındaki insan olmaktan korkuyorum açıkçası:

Çocuklar öldürülürken hepiniz oradaydınız ulan!

Evet buradayım.

Silopi'de öldürülen Mehmet Mete'nin uzay zamanda bıraktığı son iz olan o ürkek bakışlı fotoğrafına bakıyor ve aynı anda üzüntü, çaresizlik ve öfke ile doluyorum:



Sokak ortasında vurulan Taybet İnan'ın oğlu Mehmet İnan'nın tam metni aşağıda olan mektubunu okudukça kanım donuyor (2). İşi güvenliği sağlamak olan, bunun yerine ileride acısı bizlere daha büyük acılar yaşatacak psikolojik terörü halkına reva gören devlete, güvenlik güçlerine sinirleniyorum.

Beyaz bayraklarla cenaze taşıyan bir gruba ateş açan zihniyeti anlamakta güçlük çekiyor, kahroluyorum (3):



Bütün bunlar olurken günlük işlerime gömülmüş, ülkemin doğusunda savaş yokmuş gibi yaşıyorum. Zira bütün bu sıkıntılarımı, öfkemi, çözüm önerimi kanalize edebileceğim bir politik ya da sosyolojik kanal kalmamış durumda.

HDP kendine savaş ilan etmiş bu zalim iktidar karşısında diğer muhalefet partilerinden destek bulamadığı için savaş çığırtkanları karşısında yenilmeye mahkum olan barış söylemini ilerletemiyor.

CHP dışarıda vandallar şehirleri yağmalarken içeride -biraz klişe olacak- toplu iğne başındaki melek sayısını tartışan manastır keşişleri gibi gerçeklikten kopuk tartışmalar ile siyasi benzin yakıyor.

Velhasılkelam, kızım, çocuklar ölür/öldürülürken annen ve baban ne yapacaklarını bilmeden üzülüyor, kahroluyor ve öfkeleniyorlar...

Kaynaklar:


Mehmet İnan'ın Mektubu:

"Annem ilk vurulduğunda haber verdiler, koştuk. Biz daha varmadan amcam gitmek istemiş, onu da vurmuşlar.

Gittiğimde amcamı taşıyordu komşular. 'Annem?' dedim, 'Sokakta kaldı.' dediler.

Ben gitmek istedim, tuttular; ağladım, ağladım, ağladım. Annem sokağın ortasında kaldı öylece. Önce belli belirsiz kıpırdıyordu, sonra saatler geçtikçe hareketleri azaldı. Kimi aramadık ki? Vekilleri, kaymakamı, valiyi.

Dedik çeksinler şu kargaları, öldü ölmesine de, cenazemizi alalım.

Annem ne hissetti acaba? Canı çok, yanmıştır.

Bize sevgi nedir hiç dile getirmezdi, ama bir sarılması vardı, dünyaya değerdi. Binlerce söz gelse anlatamazdı o sevgiyi.

Annem tam tamına yedi gün sokakta kaldı. Hiçbirimiz uyuyamadık köpekler gelir, kuşlar konar diye. O orada yattı, biz 150 metre ilerisinde öldük.

Bir insan bir insana ne kadar acı çektirebilirse, devlet bize yedi gün bunu yaptı.

Tam yedi gün annemizin cenazesi sokak ortasında kaldı. İnsan çok iyi olamıyor, insan kalamıyor.

Annemin elleri kaskatı olmuş ve öyle sıkmış ki eşarbını belli ki canı hayli acımış. Öptüm ellerinden helal et hakkını diye.

Ama kanı kurumuş annemin, elleri, yüzü ki, yüzü düşerken toprak olmuş, elbiseleri kandan ıslanmış, sonra da kurumuş, sonra taş olmuş annemin.

Kokusu gitmiş, toprak ve kan kokuyor annem. Saçları sertleşmiş, kirlenmiş.

Gözleri açık kalmış annemin, yüzü eve dönük, ayakları toplanmış; bir takat gelsin diye belli ki çabalamış.

Siz benim annemi öldürdünüz.

Çocuklarınız var mı, bilmiyorum. Sizin yoksa bile sahiplerinizin var. Nasıl bir acı demeyeceğim, zira ağır.

Yedi gün benim annem, yedi gün kara kış soğuğunda kaldı. En acısı, kaç saat yaralı kaldı bilememek.

Keşke diyorum hemen ölmüş olsa.

Siz benim annemi öldürdünüz."

Saturday, December 19, 2015

Bir Baba'dan Kızına



Yakın zamanda ilk defa baba olacağım. Büyük bir ihtimalle ve Maradona izin verirse bir kız babası olacağım. Pınar'ın benimle paylaştığı, Robbie Willams'ın kızına yazdığı bu şarkıyı çok sevdim. Bir erkek ve bir kız ebebeyni olan Anne'ciğim ve Baba'cığım de benimle aynı duyguları paylaşır diye şarkı sözlerini çevirdim buradan da paylaşmak istedim.

Öyle yabancılarla tanışacaksın ki,
Hayvanat bahçesindeyim sanacaksın.
Bir ikisi dışında,
Hayal kırıklığı.

Bazıları kızgın olacak,
Bazıları acımasız,
Çoğu çılgın olacak,
Pek bir azı temiz..

Genç adamlarla dansa gideceksin,
Masum tut danslarını,
Hatta öpüşmesen de olur aslında.

Zamanını kendini kahraman sanan aptallarla boşa harcama,
Seni aldatacaklar,
Bizim gibi gariplerden şaşma.

Tüm günlerinde, tüm gecelerinde,
Yanında olacağım,
Tam yanında.
Nazikçe yaşa hayatını,
Beni yanında istersen,
Bana ihtiyacın olursa,
Senin için orada olacağım.

Seni sevmeleri için zorlama onları,
Açma tüm telefonlarını,
Bir dev ol, dünyaya karşı.
Bazıları ölümcüldür,
Anlayamazsın bile,
Eğer seni üzerlerse,
Söyle Babacığına.

Ve birisine kalbini vereceksen,
Emin ol onu hak ettiklerine,
Eğer hak etmedilerse kalbini,
Aramaya devam et,
Bulduğunda değer buna.

Tüm günlerinde, tüm gecelerinde,
Yanında olacağım,
Tam yanında.
Nazikçe yaşa hayatını,
Beni yanında istersen,
Bana ihtiyacın olursa,
Senin için orada olacağım.

Işığa doğru git nazikçe,
Orada olacağım senin için,
Beni yanında istediğinde,
Orada olacağım,
Söyle adımı ve orada olacağım.

Wednesday, December 16, 2015

Amed'in Yanındayım


Allah'ın Aslanı Esedullah timi duvarlarınıza yazılar yazıyor, sizi kendi kitabına göre ölümle cezalandırılacak dinsizlikle suçluyor.






Dişine kan değdiği zaman bir öldürme makinesine dönen bir kurda benzeterek sizi ölümle tehdit ediyor.




Evinizi ağır silahlarla tarıyor, öğretmenleri, doktorları bölgeden çekiyor.Senelerce köylere uyguladıkları zülmü bu sefer koskoca bir şehre uyguluyor.

Buna dur diyen bir avukatının sokakta öldürülmesine en iyi ihtimalle göz yumuyor, en kötü ihtimalle ortak oluyor. Şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde hedef gösteriyor.

Şehrin merkezine tank sokuyor:

http://t24.com.tr/video/sura-giren-tankin-goruntuleri-ortaya-cikti,1495

Kanun benim diyerek kanunsuz bir şekilde insanların özgürlüklerini ellerinden alıyor:

http://t24.com.tr/haber/figen-yuksekdag-diyarbakirdaki-hdp-grup-toplantisinda-konusuyor,320411

Konuyu anlamaya çalışanların kitapları toplatılıyor:

http://t24.com.tr/haber/hosgeldin-12-eylul-kafasi-hasan-cemal-ve-tugce-tatarinin-kitaplarina-toplatma-karari,320489

Kusura bakmasın ama böyle olacaksa böyle bir devlet olmaz olsun.

Bu devlet çadırları yaktı diye sokaklara döküldük, şimdi susuyoruz. Bizlere de yazıklar olsun.


Monday, November 30, 2015

Kalleşler sırtından vururlar Cesurları

Arkada bıraktıklarına ve yaşamlarına saygımdan Hrant Dink'in ve Tahir Elçi'nin bedenlerinin son resimlerini koymayacağım buraya. Ancak gazetelerde görmüşssünüzdür, karşıdan esen karanlık rüzgarlara dimdik duran bu cesur ruhları ancak sırtlarından vurabilmişlerdir kalleş tetikçiler ve bunların kuklabaşıları.

Yalan söylemeyeyim, Tahir Elçi'nin yaptıklarını ancak yaşamına kast ettiklerinden sonra okuyabiliyorum. Tıpkı o belalı Ocak ayında Hrant Dink'in ardından yazdıklarını okumaya ve onu anlamaya çalışmam gibi.

O gün aklıma "Vurdular garibanı" cümlesi takılmıştı, bitirilmesi gereken bir yazı/hikaye/roman gibi hala ara ara aklıma gelmekteydi. Cumartesi günü Yiğit bana bu haberi verdiğinde yine aynı cümle yankılandı kafamda.

Yakın zamanda baba olacağımdan biraz daha uzun dönemli bakmaya çalışıyorum olaylara. Aklıma lise yıllarım geliyor, Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanan gazeteciler, İnsan Hakları Derneğinde suikasta uğrayan Akın Birdal, Kardak Krizi. Ülke olarak bir yere gittik mi diye soruyorum ve cevabın hayır oluyor.

Hrant Dink'ler, Tahir Elçi'ler öldürülürken, Madımak'ın hatırası hala yanarken kitapevleri yakılmaya devam ederken, Roboski'ye Reyhanlı, Diyarbakır, Ankara eklenirken, savaştan kaçan Suriye'lilere sokaklarda eziyet edilirken nasıl daha insancıl, daha barışçıl, daha yaşanılır bir ülkeye doğru ilerleriz hiç bilmiyorum.
 
Tahir Elçi'nin arkasında bıraktıklarına sabır dilerim. 

Friday, November 27, 2015

Can Dündar ve Erdem Gül'e Destek


Halk'ın haber alma hakkı demokrasi'nin en önemli prensibidir. Hala gazetecilik yüzünden kimse içeride değil, adli suçlardan içeride diye yalan söyleyecekler mi acaba?

Darbe dönemi gibi bu dönemde de bir gazetcinin içeri girmesi, doğruyu söyleyenler ile yalan söyleyenler arasında ayrım yapmamızı sağlayacak...

Thursday, November 26, 2015

rainy day women #12 & 35

Perfect song for a rainy day:



Can't get enough of that thin mercury sound:

Dylan: The closest I ever got to the sound I hear in my mind was on individual bands in the Blonde on Blonde album. It's that thin, that wild mercury sound. It's metallic and bright gold, with whatever that conjures up. That's my particular sound."

Rosenbaum: Was that wild mercury sound in "I Want You"?

Dylan: Yeah, it was in "I Want You." It was in a lot of that stuff. It was in the album before that, too.

Rosenbaum: "Highway 61 Revisited"?

Dylan: Yeah. Also in "Bringing It All Back Home." That's the sound I've always heard...

Source: 66 Playboy Interview (link: http://www.interferenza.com/bcs/interw/play78.htm)