Thursday, May 28, 2015

Geyikli Gece'den (Neredeyse) 2 Yıl Sonra, Pandora'nın Gecesinden (Neredeyse) 2 Hafta Önce

Where is Waldo?

2 yıl önce bu günlerde bir Cuma konformist mi konformist bir başka haftayı kapatmıştım.  Apolitik hayatıma 2 saatlik bir ekolojik eylem sığdırma planları ile sevgilim ile buluştum. Aklımda Heine'nin ürkütücü gerçekçi kehanetini yaptığı "Kitapları yakıldığı yerde insanların yanması yakındır" sözü vardı. Çadırların yakıldığı ülkemde, insanların -yeniden- yakılacağından korkuyor, bu sefer korkumla, bu korkuyu bana yaşatanların ağızlarına sakız edip bir türlü uygulama geçiremediği şekilde, "barışçıl" şekilde yüzleşmeye hazırlanıyordum.

Taksime doğru yürürken havayı kaplayan dayanışma kokusunu Hrant Dink'i anma yürüyüşlerine nasıl benzediğini konuşurken bir kaç senedir tanımaya başladığım, 2 hafta önce Beşiktaş - Gençlerbirliği maçında iyice haşır neşir olduğum biber hazının kokusu ile irkildik. 10-15 dakika içinde önümüzden arkamızdan bizleri ezmek istercesine üzerimize zırhlı araçlar sürülmeye başlandı. TOMA lafının aklımda ilk olarak orada yer ettiğini hatırlıyorum.

Yaşlısı genci Hilton otelinin bahçesine sığındık. Acemiliğimiz ile yüzümüzü suyla yıkıyor, gözlerimizi daha da yaşartıyorduk. Tam bu sırada Robocop kılıklı zavallı gençler - kendileri de sistematik bir teröre maruz kalan, emir komuta zincirinde ezilen ve görev tanımları halk üzerinde bezdirici ve caydırıcı terör uygulamak olan gençler için de üzülüyorum- her iki girişten de gaz bombaları atmaya başladı. Bunun herhangi bir kalabalığı dağıtma egzersizi olmadığı açıktı, eğer gerçek amaç kalabalığı dağıtmak olsaydı Taksim tarafındaki kapıdan gaz atılır, kalabalığın Nişantaşı ve Maçka'ya kaçması sağlanabilirdi.

Bir köşeye sıkıştırıp üzerine ölmesi için Raid sıktığımız sineklerden farkımız yoktu. Bir gece ansızın uyanıp kendimizin böcek olarak bulmuştuk. Gaz biraz dağılıp -içerisinde bir güzellik yarışması yapılan- Lütfü Kırdar üzerinden eve doğru yürürken arkama baktığımda polis helikopterlerinden işaret fişekleri yağıyor, zırhlı araçlar peşimizden su sıkıyor, zırhlı adamlar arkamızdan üzerimize  sonraları çocuk öldürmek için kullanıldığını öğrendiğimiz gaz fişekleri ile üzerimize ateş ediyorlardı. Sevgilime döndüm ve "Bunları unutma Pınar, bunlar bir kabus değil, bugün sen ve ben ve yemin olsun ki barışcıl bir protesto yapıp evlerine dönmek isteyen binler kendi devleti tarafından temizlenmesi gereken bir haşerat olarak temizlenilmek istendi" dedim.

Sonrası herkesin kendine ait anlamlar yüklediği o özel Haziran oldu biliyorsunuz. Bence sonuçlarının ne olduğunu tam olarak anlamamız ve kişisel yolculuğumuzda nereye konumlandıracağımıza karar vermemiz için hala çok erken olan bir zaman parçası. 20 sene sonra çok daha açık bir karar verebileceğiz. 20 sene öncesi demişken...



Yukarıdaki görüntüler 21 sene öncesinde başka bir vatan toprağından. Kendi vatandaşına haşere gibi davranmak nasıl olur göstermesi, bunun bize çok yeni gelen, ancak bu devletin yapmaya çok alışkın olduğu bir şey olduğunu bize hatırlatması açısından çok önemli görüntüler.

Bu muameleyi görmüş halktan gelen birileri eğer tüm ezilenlere ve ezmek istemeyenlere selam durup, kadına, transa, doğaya saygı duyacağım diye yola çıkıyorsa,ve buna karşın seni beni ve Kürtleri haşere olarak gören sistem bu kişileri anti-demokratik bir şekilde engellemeye çalışıyorsa, bu durumda yapılacak tek vicdani hareket kanımca seçimde bu insanları desteklemektedir. HDP'ye destek olmayı düşünen, ancak HDP'ye güvenemediğinden bunu yapmayacak tüm dostlarımı ve ailemi, şiddetle okumalarını tavsiye ettiğim şu yazının (http://yankobey.tumblr.com/post/120090264684/bin-hidipiyi-givinmiyirim) son cümlesi ile aynısını yapmaya davet ediyorum:

"Kusura bakma kardeşim, ben Kürt'lere güvenmeyi seçiyorum. Eğer yanılırsam da yanıldım diyecek kadar cesaretim var. Tam da bu yüzden bu taraftayım."

No comments: