Sunday, November 01, 2015

Seçim öncesi Tarih ve Sanat Terapisi

Tarih'in akışının bizi götürdüğü yönü ilerleme olarak adlandırmayı bırakalı çok uzun zaman oldu. Tarih'in kör bir kendini tekrardan ibaret olduğunu da düşünmüyorum. 1970'lerden beri Mark Twain'e atfedilen "tarih kendini tekrar etmese de kendi ile kafiyelidir" - "history does not repeat itself, but it certainly rhymes" sözü şu an tarihin akışı ile ilgili düşüncelerimi en  iyi anlatan söz durumunda.

Dünya'nın geçirdiği bu çalkantılı günleri 1848 Avrupa Devrimleri'ne benzeten yazılar okuyorum birkaç zamandır. Türkiye'nin geçirdiği günler bana daha çok şu aralar okumaya başladığım Goya'nın hayatı nedeniyle 1808-1823 arası İspanyol tarihini hatırlatıyor.

Fransız Devrimi'nin Gaspçısı Napoleon tarafından işgal edilen İspanya'nın başına Napoleon'un kardeşi kral olarak getirilir. Bu dönemde Goya'nın da içinde bulunduğu aydınlar Fransız İhtilali'nin rüzgarı ile bu gelişmeyi desteklerler. Taa ki 1808 yılının 2 Mayısında Fransızlara karşı ayaklanan halkı Fransızların Memlük Taburlarının acımasızca katletmesine kadar:



İngiliz'lerin de desteğini alan İspanyol gerillaları - İspanyolca küçük savaş anlamına gelen guerrillo ilk defa bu savaşta kullanılmaya başlamış- 1812 yılında Cadiz'de dönemin en özgürlükçü anayasasını çıkarırlar. Napolyon'un Rusya yenilgisi ile gücünü kaybeden Fransız'lar İspanyol halkı'nın desteklediği Ferdinand'a teslim ederler ülkeyi. Özgürlükçü anayasayı yapan Junta yönetimi Anayasa'ya bağlı kalması koşulu ile Ferdinand'ı ülkeye kabul ederler. Görüşmeler sırasında anayasaya uyacağını belirten Ferdinand, geldiği günden itibaren Kilise ve toprak sahibi karşı devrimcilerin de desteklemesi ile ilk iş olarak Junta'nın komutanlarını ve özgürlükçü aydınları idam ettirir ve yine Fransa desteği ile 10 yıl sürecek bir baskı rejimi kurar.

Özgürlük heyecanı politik çatışmalara kurban olan Goya insanlığa olan inancını yitirir ve tüm duvarları siyah olan Sağır Adamın villasınında Kara Resim'lerini çizmeye başlar.



Kendi çocuklarını yiyen Satürn politikanın değişmez kurallarından birini anlatıyor bana. Devrim ilk kendi çocuklarını yer.


Cadı'ların Şabat'ı ise savaştan bıkan halkın Şeytan'ı bile dinleyebileceğini gösteriyor.



Bu devrim-karşı devrim sarmalından sonra İspanya'nın özgürlük serüveni 167 sene daha sürdü...

Bu akşam sonuç ne olursa olsun unutmamak gereken üç şey var bence. Her özgürlük adımı ardından bir özgürlüklere karşı bu özgürlüklerden etkilenecek yönetici tarafın tepkisini beraberinde getirir. Ve bu yönetici kesim köylü kadınları şeytanın etrafında toplayacak kadar yeteneklidir. Son olarak doğduğumuz yılı seçemediğimiz için tarih sarmalında nerede olduğumuzu ancak Goya gibi yaşamımızın geç yıllarında idrak edebileceğiz. Bu sırada iki ileri bir geri giden özgürlük ve barış kavgasında geri gittik diye üzülmek yerine ayağa kalkıp iki adım ileri gitmeye çalışmak gerekli.



  

No comments: