Saturday, August 24, 2013

Bu Sokakta Oturanların Gaz Sonrası Toplanma Yeri...


Gezi Direnişi sırasında en çok merak ettiğim şeylerden biri, geceleri Fransız ihtilalini yaşadığımız Ihlamurdere Cadde'sinin, Süleyman Seba Yokuşu'nun ertesi sabah işe geldiğimde nasıl bir anda -sağlı sollu park eden Çevik Kuvvet otobüsleri hariç- eski hallerine döndüğü olmuştu. 

Direniş sokak bazında durulduktan sonra bir ara tüm duvarları kaplayan duvar yazılarının silinme hızı da buna eklenince partilerden bağımsız otoritenin olanları unutturmak için ortak çıkarları olduğunu yeniden hatırladım:

UNUT-MA-LI-SI-NIZ!

Bu nedenle arada bir karşıma çıkan, silmeyi unuttukları duvar yazıları beni çok mutlu ediyor. Keşke spreyleri, boyaları, matbaayı icat etmemiş olsak, yazıları çıkmayacak şekilde duvarlara çivi ile çekişle yazıyor olsak diyorum, Pompei'nin duvar yazılarını hatırlayarak - Durmayın internette aratın: "Hic ego puellas multas futui ".

Akaretler'le Ihlamur'u bağlayan o dik yokuştaki buldum bu duvar yazısını. Göğü İzleme Durağı olarak vaftiz etmiş bir çapulcu bu noktayı. Gerçekten göğe bakabilmek için toplanmamış mıydık sokaklarda? AVM'ler, gökdelenler değil de mavilikler yeşillikler görelim diye değil miydi bu olanlar?


Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
 Turgut Uyar - Göğe Bakma Durağı (http://epigraf.fisek.com.tr/?num=96)

Yakınlardaki bir kitapçıdan Turgut Uyar'ın tüm şiirlerini almıştım 29 Mayıs sabahı, olacaklardan habersiz, ya da bilinçsiz. Belli belirsiz bir duygu bana ben buradayım diye bağırıyordu Uyar'ın dizeleri arasından. 

Onbinlerin sokağa çıktığı o gece, Harbiye'de Hilton otelinin bahçesinde sıkışıp kaldığımız yerden kaçarken tüm amaçları geceyi gündüz etmekti. Bir taraftan bir helikopter üzerimizde uçup ışığını üzerimize tutuyor, öte taraftan da üstümüze işaret fişeği yağdırıyordu. Bir iki saat önce konformist bir beyin emekçisi olan ben olanları idrak etmeye çalışırken sevgilime şunu sorma ihtiyacı hissettim:
 
"Bu gece olanlar gerçekten oluyor değil mi?"

Şimdi şimdi anlıyorum o geceyi neden gündüz yapmak istediklerini. Apaçık Geyikli Gece'den korkuyorlarmış. 29 Mayıs'ta aldığım kitabın şairi yine haklıymış:

"Halbuki korkulacak hiç bir şey yoktu ortalıkta
Her şey naylondandı o kadar
Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.
Ama geyikli geceyi bulmadan önce
Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk
 
Geyikli geceyi hep bilmelisiniz
Yeşil ve yabani uzak ormanlarda
Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
Hepimizi vakitten kurtaracak"
Turgut Uyar - Geyikli Gece (http://epigraf.fisek.com.tr/?num=697)

Çoşmuş bir veri ırmağı gibi akan Twitter'da kimden okuyup retweetlediğimi hatırlamadığım bir cümle aklıma geliyor: "Bu dünyada Şiir'in hala beş para etmemesine çok mutluyum" diyordu bir yazar. Şiir'in hala beş para etmemesine ben de mutluyum. Bir de Şiir'in ne duvardan, ne ekrandan ne de kalpten silinebilecek bir duvar yazısı olduğuna çok seviniyorum...

Dip Not: Turgut Uyar'ı Gezi direnişi ile bağlamlandıran şu iki linki de kesin ziyaret edin lütfen 

Dip Not İki: Mısır'da, Suriye'de, Lübnan'da insanları öldürenlere lanet olsun. Türkiye'de insanları öldürenleri koruyanlara da lanet olsun. 

Dip Not Üç: ... Turgut Uyar'ın evi.

No comments: