Sunday, October 04, 2009

Dönerek büyüyen girdap...

 


1. Dünya Savasi sonrasi büyük Irlanda'li sair William Butler Yeats cok karamsardir. Milyonlarin ölümü ile sonuclanan savasin daha büyük acilarin baskangici oldugunu dusunmektedir. Ispanya Ic Savasi, Büyük Buhran, Hitler, Mussolini, Stalin, Holocaust, Hirosima ve Nagazaki, Pearl Harbour, Dresden, bütün bu kiyamatleri önceden gören cok da uzun olmayan ama depderin bir siir yazar. Ikinci Gelis -The Second Coming- su dizelerle acilir:

Girdap dönüyor ve döndükce büyüyor,
Sahin sahinciyi duyamiyor,
Yikilirken hersey, temel tutmuyor.

"Turning and turning in the widening gyre
the falcon cannot hear the falconer;
things fall apart; the centre cannot hold;"

Sahin yerine Kartal'i koyun. Besiktas'imin durumunu daha güzel anlatmam mümkün degil. Bir girdaba yakalandik, ve büyüdükce büyüyor bu girdap. Kartal'in basi olmasi gereken Besiktas baskani, kandine karsi olacak tezahuratlari engellemek icin Besiktas'lilarin arasina milislerini sokuyor. Besiktas tribunu'nun abileri zamaninda canlar verdikleri kapaliyi kaybetmemek ugruna -ve de tam tersi hareket edecek olsalar akabilecek kan yüzünden- bi milislere karsi cikmiyorlar. Gecen sene sampiyon yapmis takimin kalecisi, Besiktas futbolcusu Rüstü iki gol yedi diye isliklaniyor. Besiktas lehine tezahurat yapanlar susturuluyor. Bütün bunlar olurken Besiktas Baskani sifatli insan gevsek gevsek gülüyor. Besiktas'li olarak ne 8-0'lik maglubiyet, ne büyük umitlerle cikilan maclardan alinan maglubiyetler, ne de baska birsey beni bu kadar üzmemisti. Girdik büyük bir girdaba cikamiyoruz. Dibi göremiyoruz...

Futbol'u her zaman bir yasam simulasyonu olarak gördüm. Futbol'un da endüstriyellesmesi ile simülasyon/gercek arasindaki ayrim ortadan kalkti. Artik hayatta ne oluyor ise futbolda da olan o. Besiktas'ta olanlar, büyük degisimler gecirmeye gebe tüm toplumsal kurumlarda yasanan sikintilarin bir yansimasi aslinda. Nasil bir toplumsal kurum mu?

Dernek düzenlemeleri ile borsaya acilmis yüz milyonlarca dolarlik cirolu bir sirket karmasi bir yapi dusunun. Basinda bir diktatör. Yeni gelir kapilari acilmis, bu kapinin basinda bu diktator oturuyor. Diktator yönetim hiyerarsisine kendi adamlarini koymus, gitmiyor. Yetmiyor, cok zengin olan bu diktator basinda bulundugu kurumu kendine borclandiriyor. Borcu veren o, borca sokan o. Toplumsal muhalefetin önde gelen üyeleri cok onem verdikleri bazi seyleri kaybetmemek icin bu diktatör ile bir "Faust anlasmasina" girmisler. Diktatör milis güclerini gerekirse halkin üzerine sürmekten cekinmiyor. Ya diktatör'ün karsisina cikacak baska güclüler? Yine Yeats siirinde buna cevap veriyor:

En iyiler inanclarini kaybetmisken,
En kötüler keskin bir tutkuyla dolular.

"The best lack all conviction, while the worst
Are full of passionate intensity."

Yildirim Demiören iste bu diktatörün adidir. Tribün'e milislerini sokarak demokratik haklarini ellerinden aldigi taraftarlarin yumurtali protestosu kendisine müstahaktir. Ben Besiktas'liyim diyen herkesin bu gercegi görmesi, 6 senede yavas yavas errittigi degerlerin önüne cekilen son barikat olan Kapali'nin dün gece düstügü durum karsisinda saflarini iyice belli etmesi, ve dayak yemek pahasina "Yildirim Demirören Yeter" diye bagirmasi, olmuyor ise tribünü Demirören'e ve milislerine birakmak üzere protesto olarak bos birakmasi gereklidir.

Cok üzgünüm. Hayal kirikligina ugradim. Umutsuzum.
Posted by Picasa

No comments: