Wednesday, November 19, 2008

Cocuklarini Koru(ya)mayan Toplum II

Bebekler yumusak seylerle oynamayi severler. Eger oynayacak yumusak oyuncak, ya da dokunacak sicak bir ten bulamazlarsa kendi gozlerini kendi elleriyle cikarirlar.

Bu cumleyi bir kac kere okumanizi, ve kafanizda cis ve bok kokan bir yatagi cevreleyen demir parmakiklara tutunmus goz delikleri kapkara bebekler canlandirmanizi istiyorum...

Cavusesku'nun "nufusumuzu arttirmaliyiz" politikasi -ki Basbakan'imizin soylemlerinden hic de farkli degil- ve Katolik Klise'sinin bugun de Afrikada milyonlari AIDS'den olduren dogum kontrolu yasaginin meyveleri, aileleri tarafindan bakilamayip devlet yetimhanelerine birakilan cocuklara yardim etmeye gelen Bati Avrupa'li gonullulerin karsilastiklari manzara aynen buydu cunku. Cavusesku'nun devrilmesinden sonra Bati Avrupa'li medya kuruluslarinin ortaya cikardigi bu manzara Romanya'nin Avrupa Birligi'ne giris macerasinin bir simgesi oldu senelerce.

Eminim Romanya medyasi yillarca Avrupa Birligi'ne giris onundeki en buyuk engel olan bu yetimhaneler ile ilgili soyle yayinlarla doluydu:

"Romanya'nin Avrupa Birligine girmesinden korkan batili medya yine olaylari carpitti"
"Olayin uzerine gidiyoruz, ama olayin yapilis/sunum sekli yanlisti"

Ulkemizde Avrupa'da oldugu kadar yaygin olmayan bir kavram gönüllülük. Ornek olarak Berlin'de sade bir vatandas haftada ortalama haftada 20 saatini gönüllü islere ayirir. Bunu daha da ileri goturup bir yil ara verip sadece gonullu faliyetlere yonelenler de var. Bu insanlari motive eden sey, ihtiyaci olanlara yardim etme duygusunu bire bir yasamak, para vererek degil gozlerden tatmaktir. Yasadiklari toplum genel olarak belli bir refah seviyesini tutturmus oldugu icin bunu baska toplumlarda yapmaktan ayrica bir tatmin alirlar. Berlin'de bir konserde arkamdaki iki kisinin Ruanda'daki kadin haklari ile ilgili hararetli bir tartismaya girmis olmasi, ve bunlardan birinin 6 ay Ruanda'da bulunmus olmasi bu kanimi pekistirmisti. Bunu post-modernist bir cerceveden gorenlere hayatlarinda basarilar dileyip konuyu Sarah Fergusson'a getirmek istiyorum.

Hala Kraliyet'in varoldugu gelismis demokrasilerde Kraliyet aile uyelerinin unlerini bu tarz gonullu islerin reklami icin kullanmasi beklenir. Youtube yasagi olmasa sizlere Birlesik Krallik Kraliyet Ailesi kanalindan Sir Charles'in bir gununu anlatan videoyu seyretmenizi isterdim. Bu acidan Sarah Fergusson'un burnunu bizim yetimhanelerimize, akil hastanelerine sokmasi kadar dogal bir sey goremiyor, ve iyi ki de yapmis diyorum.

Bu Sarah Fergusson'un Turkiye'nin islerine ilk defa "burun sokmasi" degil. Onursal baskani oldugu "Uluslararasi Akil Hastalari Haklari" derneginin gecen senelerde yine gizli kameraya dayanan yontemleri ile kan dondurucu bir gercegi ortaya cikarmisti. Cok ileri depresyonlarda ancak genel anestezi altinda uygulanan beyin soku tedavisi, ki elektrik akimi vererek gecici beyin travmalari yaratmaya dayanir, Istanbul gibi buyuk sehirlerdeki hasteneler dahil akil hastalarina -evet, kanunlar karsisinda yaptiklarindan sorumlu tutulmayan akil hastalarina- ceza niyetine anestezi kullanmadan uygulaniyordu. Bu rapor sayesinde Turk gonullulerin de cabalariyla bu uygulama kanunla yasaklandi.

Umarim Sarah Fergusson'un ön ayak oldugu bu tartisma sonunda akil hastasi cocuklarimiza modern standardlarda bir bakim vermemiz mümkün olur. Bunun icin yoneticilerin refleks tepkiler yerine sorunun kaynagi ile ilgili sorular sormaya ve cevaplar vermeye baslamalari gerektigi kadar, gonulluluk kulturunun de gelismesi gerekli. Ancak bu sayede yabanci gonullulere muhtac kalmayacagiz.

No comments: