Monday, November 19, 2007

Erdal Inönü'mün ardindan...



Bu yaz okudugum, bir Italyan gazetesinin seküler ve vahiy kaynakli ahlak anlayislarinin benzer ve catisan yönlerini irdelemek amaci ile ünlü Italyan yazar ve dusunadami Umberto Eco ile Milan Kardinali Carlo Martinelli arasinda baslattigi mektup alisverisinden olusan “Inanmayan Neye Inanir- Inanc ya da Inanmamk*” adli kitabin en ilginc kismi Carlo Martinelli’nin sekuler ahlak anlayisinin dayanak noktalarini sorguladigi mektubu, ve Umberto Eco’nun “Öteki sahneye cikinca…” adli cevabiydi. Eco insanlarin kendilerinden sonrakiler icin bir ornek olmak, ve kendilerinden sonrakilerin hayatlarinda iyi bir iz birakmak adina hayatlarini ahlakli gecireceklerini, ve kisisel cikarlarin otesinde hareket edebileceklerini idda ediyordu. Yani bir insanin erdemi ve tüm insanlik icin degeri gelecek nesillerde biraktigi hatiralar, ve sansli birkaci icin de kendilerinden sonrakilerin hayatlarinda ön ayak olduklari degisiklikler ile ölcülebilirdi…

Beni 31 Ekim 2007’de kaybettigimiz Erdal Inönü’nün arkasindan bir yazi yazmaya iten de-itmekten ziyade cekmek demek isterdim burada, itmek fiilinin Türkcemizdeki negatif tinisini göz önünde bulundurarak- tam olarak buydu. Insanoglu olarak kesinliginden tek emin oldugumuz olgu olan Ölüm’ün arkasindan yapabilecegimiz en güzel sey, ölen kisinin hayatini, geride kalanlarin hafizlarinda biraktiklarini ve onlarin hayatlarinda önayak olduklari degisikleri hatirlayak kutlamak olacaktir…

Erdal Inönü’nün cok sevdigi bilim adamligindan cikip, politika, dolayisiyla Türk toplumunun önüne cikisi benim yasitlarim icin ilkokul dönemiz ile cakisir. Ne yazik ki kendisinin Türk Politikasi’na ve Türkiye’ye katkilarini ayirt edebilmek icin cok kücüktüm. Bu tarz bir degerlendirmeyi tarihciler yapacaklardir. Ben Erdal Inönü’nün hayatini neslimde biraktigi hatiralar, ve benim hayatimda yaptigi degisiklikleri anlatarak kutlamak istiyorum.

Erdal Inönü’nün ölüm haberi ile ilgili konustugum tüm yasitlarim cocukluklarina ait sevecen bir Amca’yi kaybetmenin acisini yasiyorlardi. O dönem siyasetcilerinden farkli bir yönü olmaliydi ki yasitlarimin hafizasinda böyle güzel bir yer edinmisti. Bunun nedenini düsünürken, 1990’li yillarin basina ait bir secim oncesi televizyon tartismasi aradigim nedeni gösterdi bana. Süleyman Demirel, Erdal Inönü, Mesut Yilmaz ve Necmettin Erbakan’in katildigi tartismada karsisinda outuran ve bazen sesini yükselten “rakip”lerini dikattle ve yüzünde icten bir gülümsemeyle dinliyordu Erdal Inönü. Cogu televizyon gülümsemesinin aksine icten oldugunu anliyordu insan bu gülümsemenin.Belki de en iyi cocuklar anladi hangi gülümsenin sahte, hangi gülümsemenin karsidakinin fikirlerine gösterilen saygiyla alakali bir ictenlikle oldugunu, ve onun icin sevdiler Erdal Inönü’yü.

Ilkokulda “Plastip Sov”’un da etkisiyle sinif arkadasim Ibrahim Karacaköylü ile koalisyon ortaklarini taklit ederdik. Ibrahim o yillardaki tombis haliyle Süleyman Demirel’i ben ise Erdal Inönü’yü taklit ederdim. Ayni yillarda bir aile toplantisinda orda bulunan Erdal Inönü’ye de bu takliti yapmam istenmis, ama utancimdan yapamamistim. Isin bu mizzahi yaninin, kendisinin de politikada bol bol kullandigi gibi, pozitif bir yani da oldu. Ilkokul 5’de benim önerimle sinifimizda temsili bir secim yapmis, ve bir hükümet kurmustuk. O yillarda particilik anlayisimiz etek giyen etek giymeyen olarak ayrildigi icin erkeklerden olusan Hasov Partisinin 16-15 ustunlugu vardi - ülkemizdeki demokrasi anlayisinin da bazen iki tarafca da türban takan, türban takmayana indirgendigi gerceginin bizim ilkokul secimlerimizin gercekciligine mi, yoksa ülkemizin demokrasi anlayisinin olgunlasmamisligina mi isaret ettigi sorusunu size birakiyorum. Kizlara oy vermesi muhtemel 16. erkegi kutuphanede sikistirdiktan sonra secimleri kazanmistik, Ibrahim Basbakan ve ben de Erdal Inönü gibi basbakan yardimcisi ve disisleri bakani olmustum. Geriye baktigimda dünya görüsümde Demokrasi’ye su an verdigim önemin kaynaginin belki de bu taklit etme istegi oldugunu görüyorum.

Erdal Inönü’nün hayat görüsüme ikinci katkisi da yine okul yillarimda oldu. Lise ikide Cuma günleri son saatlerimizi rehberlik dersleri adi altinda cesitli, ve de cogu sikici , konferanslar dinleyerek gecirirdik. Bu konferanslardan birinde konuk Erdal Inönü idi. Politika sahnemizde oldugu kadar günlük hayatimizda da pek kullanmayi sevmedigimiz, cogumuzun varligindan dahi haberdar olmadigi „bilimsel düsünce metodu“ idi konusmasinin konusu. Ülkemizin uygarlik yolunda yavas ilerliyor olmasinin en büyük nedeninin toplum hayatimizda Bilimsel Devrim’i yapamamis olmamiza baglamis, bize örneklerle bilimsel metodu anlatmisti. Yine geriye baktigimda bilimsel metodu egitimini aldigim mühendislik disinda günlük kararlarimda da kullanabilecegimi bana anlatan , ve dunya gorusumde can alici bir etki yapan kisi yine Erdal Inönü’ydü.

Bir neslin hafizalarinda böyle bir yer edinen, ve kendisiyle hic tanismamis birisinin dünya görüsünde cok önemli iki etkisi olmus olan Erdal Inönü, ölümünden sonra, cok kullanildigi icin kullanmaktan cekinsem de, en basta anlattigim bakis acisiyla bakildigi zaman dogru anlamini kazanacak bir sekilde,, benim ve benim neslimin hayatini etkilemeye devam ederek bizle yasamaya devam ediyor.Bu da kendisinin erdeminin ve insanlik icin degerinin büyüklügüne en büyük kanittir.

*Türkcemize cevrilip cevrilmedigini bilemiyorum. Ilk baslik adi kitap’in Almanca cevirisine, ikinci baslik ise Ingilizce cevirisine ait.

1 comment:

thuan said...

may 9th is for van morrison, i dont know if bob is touring right now